Biz Kimiz

About Us

 

“İşinden ayrıldı, dünyayı gezmeye başladı” temalı yazıları oldum olası keyifle okurdum, merakla ve hadi itiraf edeyim biraz da kıskanarak 🙂 Her zaman aynı hayali kurar ve sonra hep aynı noktada tıkanırdım. “Peki bu insanlar dünya turundan sonra ne yaptı? Hiç çalışmadılar mı? Nasıl geçindiler?” Bu nasıllar hiç bitmez ve benim dünya turu hayallerim de başlamadan bitmiş olurdu her seferinde. Hatta bir keresinde, elimde ilgiyle okuduğum bir gezi kitabını gören bir arkadaşım:

“Onlar gezmiş, sen de okuyor musun” diyerek durumu özetlemişti de:)

Tabi bu arada benim de boş durduğum söylenemezdi aslında. Her resmi tatili yıllık izinlerle birleştirmiş, her haftasonunu uzatmış yirmiden fazla ülkeyi karış karış gezmiş, kendi blogumu kurmuş, kendimden daha gezgin, ayaklı google-maps bir oğula sahip olmuştum. Vee kariyerinde hızla yükselen bekar bir anneydim. Yani işimden ayrılıp dünya turuna çıkmak için pek bir uygun bir zaman değildi anlayacağınız 🙂

Ama… Birgün bu dünyada hiçbir iz bırakmadığım gibi enterasan bir fikre kapıldım. Oysa tarih boyunca hem bireyler hep toplumlar çeşit çeşit izler bırakmıştı bize. Mısır’daki Giza Piramiti, Xi-an’daki Terracota Askerleri, Roma’daki Sistine Şapeli… Bizse hiçbir iz bırakma kaygısı gütmeden, sürekli tüketerek, doğru düzgün oksijen dahi alamadığımız ofis katlarında tüm günlerimizi toplantılarda geçiriyorduk.

Hatta kendi bireysel tarihimizin izlerini dahi süremiyorduk. Belki anneannemizin annesinin bir İspanyol oyuncak bebeği vardı, kaptan babasının uzak ülkelerden getirdiği ve oradan geliyordu bizim İspanyolca merakımız ya da belki büyük büyük dedemiz Bosna’dan kalkıp Üsküdar’a kadar kah at sırtında kah yürüyerek gelip yerleşmişti İstanbul’a da bu yüzdendi bazı kelimeleri hafif aksanla telaffuz edişimiz.

İşte bu uzuun “ama” benim kendi dönüm noktamın başladığı an olarak tarihteki yerini aldı. Sanırım daha önce zihnim sorularla o kadar doluydu ki, yanıtlara yer kalmamıştı. Birden aradığım bütün cevapları zaten bildiğimi, gereken kaynaklara zaten sahip olduğumu, tanımam gereken kişileri zaten tanıdığımı farkettim.

Ve bizim yolculuğumuz tam da böyle başladı işte. Dokuz yaşındaki oğlum ve ben, işten ve okuldan ayrılmadan bundan tam 282 gün sonra dört haftalık bir maceraya çıkmaya karar verdik. Bunu bir hayali gerçekleştirmek, bizden bir, iki hatta üç kuşak sonraki çocuklarımıza ve torunlarımıza büyük ve hatta büyük büyük anne/babalarından bir iz olsun diye ve en çok da insanlara yapmak istedikleri her ne olursa olsun onu gerçekleştirecek güce sahip olduklarını bir kez daha anlatmak için yapıyoruz.

Bu yolculukta bize eşlik etmeye hazır mısınız?

Öykü & Efe
Bodrum Eylül – 2015

Leave a Reply