Hayatınızdaki 4 Kişi

Israrla çalan bir telefonla uyandım dün sabah. Baktım arayan yurt dışından bir numara, merakla açtım.

Dünya turu biletini satın aldığım havayolu şirketinin müşteri hizmetleriydi arayan. Acil durumlarda aranacak kişi bilgisine ihtiyacımız var, kimi yazalım diye soruyorlar.

Buruk gülümsüyorum, zihnim beni bir anda beş yıl öncesine götürüyor.

Bir Ağustos akşamı iş yerinden bir kız arkadaşımla eve dönüyoruz. Ben sağ koltuktayım, arkadaşım ise direksiyonda. Yaşadığımız siteye yüz metre mesafede, akşam ne yesek diye laflıyoruz. Bu yüzden ara sokaktan son sürat çıkıp, benim olduğum taraftan müthiş bir şiddetle içinde olduğumuz arabaya çarpıldığında afallıyoruz bir an.

Arabanın içinde hızla dönmeye başladığımızı ve tüm iç güdülerimin bana, başımı her ne pahasına olursa olsun korumam gerektiğini fısıldadığını hatırlıyorum.

En tuhaf olanı da ölümle bu kadar burun burunayken bile bilincinizin hala açık ve sizi korumaya çalışıyor olması sanırım.

Sonra önümdeki camın binbir parça halinde patladığını ve yüzüme dolanan bembeyaz bir bulut tabakası ile o camdan dışarı çıktığımı, kısacık bir an “Allahım arabanın dışına çıkıyorum” diye korkunç bir şekilde paniklediğimi ve sanki o an yine beni koruyan mucizevi bir el tarafından arabanın içine aynı hızda geri çekildiğimi anımsıyorum.

Ve sonra arabadan büyük bir sukunetle inişimi ve başımıza toplanan herkesin sorduğu aynı cümleyi “birini aramamızı ister misiniz”

Düşünüyorum kimi arayabilirler diye… Elbette ailemi arayabilirim ama bu sadece daha fazla endişe duymalarına neden olur diye vazgeçiyorum çabucak.

O dönem günde yirmi saatten fazla çalışan ve kendini iş ile yeterince uyuşturursa bir sabah herşeyin yoluna girdiği bir hayatta uyanacağını düşünen biri olarak pek arkadaşım yok haliyle arayabileceğim. Telefon rehberindeki isimleri taramaya başlıyorum boş gözlerle. Ne daha acı olabilir ki, telefon rehberinizde kayıtlı olduğu halde arayamadığınız, aramaya cesaretinizin ya da hakkınızın olmadığı insanlar kadar. Hayatınıza dahil olmadıkları halde, rehberinizde olan…

O akşam televizyonda Uğur Dündar bir anısını anlatıyor. Popüler olduğu ve her taşın altını kurcaladığı dönemlerden birinde, bir büyüğü ona “hayatta 4 kişi bırak” diye bir öğüt veriyor.

Neden dört diye sorunca da, bu dört kişi senin her koşulda arkanda durabilecek, yaşamın ne kadar değişirse değişsin hayatında kalacak ve bir gün tabutunu taşıyacaklar da ondan” diye yanıt veriyor.

O hafta temizliyorum telefon rehberimi. Gerçekten dost bildiğim, gerçekten hayatımda olan insanları bırakıyorum sadece.

Şu anda aldığım her nefesi, işini itinayla yapıp o emniyet kemerini makarasından kopmayacak kadar sağlam yapmış hiç tanımadığım ve muhtemelen hiç tanımayacağım bir Hintli’ye borçluyum. Tanısaydım onun numarasını da eklerdim rehbere.

Hatta hala bekleyen havayolu temsilcisine dönüyorum uzun bir sessizlikten sonra:

-“Ben 4 isim vereceğim. Birine ulaşamazsanız diğerini deneyin” diyorum gururla…

17 Mayıs – 44 gün kala Istanbul