Barselona

Kırmızılara Bürünmüş Esmer Dilber...

Bundan uzun uzun yıllar önce Gaudi ile bir akşamüstü filminde tanışmıştım kendisi ile. Zekasına, renkleri ve sembolleri kullanışına resmen ağzım bir karış açık hayran kalmış ve taa o zamanlar listeme yazmıştım, Barselona’ya gidilecek diye. Ama takdiri ilahi gitmek için epey beklemek gerekti. İtiraf etmek gerekirse, giderken kırmızılara bürünmüş esmer dilber Barselona için değil de ikon dahisi Gaudi ile nihayet buluşacağım için heyecanlıydım ben.

barce

Barselona’ya ulaşmanın elbette çok ve çeşitli yolları var. Biz bir gemi seyahatinin parçası olarak ve maalesef limitli bir süre için şehre uğrayacağımızdan planımızı buna göre yapıp, kendimizi Ağustos sıcağındaki Barselona sokaklarına bıraktık.

Limanın biraz ilerisinde meleklerin koruduğu upuzun ve muhteşem bir heykel takıldı gözüme ilkin. Cenovalı denizci ve kaşif Kristof Kolomb. Şahsen tanışmışız gibi heyecanlanıyorum, nasıl cesaret edip yola çıktın, mutlaka senin de o yıllara özgü bile olsa bir düzenin, rutinin vardı, konfor alanını nasıl terk ettin diye sorasım geliyor :) Ramblas’ın ayağındaki bu anıt, Kolomb’un 1493 yılında kraliyetin çağrısı üzerine Barselona’ya gelişinin anısına dikilmiş. Hatta panaromik manzara için asansör vasıtasıyla anıtın tepesine çıkmak da mümkün. Bu arada Kolomb Anıtı’nın önündeki limandan yıl içinde düzenli aralıklarla Las Golondrias şehir turu tekneleri kalkıyor.

barce5

Barcelona’ya kadar gelip de bir başka sanat dahisinden bahsetmeden geçmek mümkün değil. Bazı insanların zamanlarından erken, bazılarının da geç doğduğunu düşünmüşümdür hep. Picasso erken doğanlardan bence. Bu yüzyılda doğsa çizgilerinde ne farklar olurdu diye düşünmeden edemiyorum. Malaga’da doğmuş olmasına rağmen, gençliğinin büyük bir kısmını Barselona’da geçirmiş Picasso. Bu yüzden buraya kadar gelmişken Pazar 15:00’den sonra ve her ayın ilk Pazar günü ücretsiz, Pazartesileri ise kapalı olan Picasso Müzesi’ni görmenizi şiddetle tavsiye ederim.

barce3

Öğlen yemekleri için sıkça karşınıza çıkan tapas barlardan birine uğrayabilirsiniz. Eğer daha bol vaktiniz varsa bir 18. yüzyıl mahallesi olan Barceloneta’yı görmenizi öneririm. Harika bar ve restoranların yanı sıra, yerel bir Pazar olan Mercat de la Barceloneta gerçekten görülmeye değer. Ancak Pazartesi ve Cumartesi günleri öğleden sonra kapalı olduğunu da hatırlatayım.

Öğleden sonra nihayet sıra Gaudi ile buluşmaya geliyor. İlk hedefim La Pedrera. Bütün kalabalıklığına rağmen Passeig de Gracia’nın üstündeki bu egzantrik bina kesinlikle görülmeye ve resmedilmeye değer. La Pedrera kelime olarak genel Taş Ocağı anlamında kullanılsa da, Gaudi’nin bu binanın tasarımında Montserrat Dağı’ndan esinlendiği düşünülüyor. Rezervasyon yapmadığım için Gaudi anısına bir kadeh şarap içemeden ayrıldığım La Pedrera de Nit’in anısıyla beni bekleyen Sagrada Familia’ya doğru yöneliyorum. Sagrada Familia yani Kutsal Aile kilisesi, şehrin tam göbeğinde Katalan ihtişamını yansıtır, olağanüstü büyüleyici bir yapı. Methiyeler düzdüğümü zannetmeyin :) Gerçekten hem olağanüstü hem büyüleyici…

barce4

Aslında hikayesine baktığınız zaman kilise 1882 yılında sıradan bir şekilde inşa edilmeye başlanıyor, iki yıl sonra 31 yaşındaki Antoni Gaudi’nin inşaatı devralmasıyla kilisenin de kaderi değişiyor bana kalırsa. Gaudi, bu kiliseyi adeta kendi iç dünyasını yansıtmak ve Tanrı ile kendi kurduğu iletişimi göstermek istercesine bina etmiş. O kadar ki, Gaudi 1926 yılında talihsiz bir tramvay kazasında hayatını kaybedinceye kadar sadece bu kilise için çalışıyor. Ölümünün ardından İspanyol İç Savaşı sırasında planların zarar görmesi sebebiyle bir süre yapımına ara verilen kilise 1950’li yıllarda tekrar yapılmaya başlanıyor. Halen tam olarak tamamlanmayan kilise bu hali ile İspanyollar tarafından tam bir turizm malzemesi haline getirilmiş durumda. Altı yıl sonra bir daha geldiğinizde tamamlanmış olur diye defalarca tembih ediyorlar :)

barce2

Sagrada Familia’dan sonra Gaudi’nin en iddialı projelerinden biri de Parc Guell sanıyorum. 1922 yılında halka açık bir park olarak hizmete açılıyor, mimari ve doğanın bu kadar güzel bütünleştiği başka bi park var mıdır bilmiyorum. Deniz ürünlü güzel bir paella ve beyaz şarap ile gün batımı izlemek için çok güzel bir nokta olabilir bu park.

Maalesef Barselona’da vaktimiz kısıtlıydı dediğim gibi. Aklımda kalan son yer önerisi ise çocuklu aileler için de cazip olabilecek bir öneri Poble Espanyol. Burası da bir tür açık hava parkı/müzesi. Ortaçağ duvarlarının arasına konumlandırılmış yan yana dükkancıklar ve arnavut kaldırımları ile keyifli bir gezi durağı olur. Bu küçük köyün içinde yöresel el sanatları, küçük şarap ve çikolata dükkanları ile kafeler bulunuyor. Trafiğe kapalı ve yer yer mandalina ağaçları ile kaplı olduğu için sıcak günlerde yürümek ya da çocuklarla daha rahat zaman geçirmek isteyenler için ideal bir adres.

barce 1