Auckland, Yeni Zellanda / New Zealand

Oldum olası Yeni Zelanda’nın başkentini Auckland sanırdım. İnsan böyle şeyleri çocuğundan öğrenir mi? Valla çocuk benimki gibi coğrafya meraklısı ise öğreniyor (muş) :) Yeni Zelanda’nın başkenti Auckland değil Wellington… Ne yalan söyleyeyim ben bunu dünya turundayken duydum…

Auckland 4

Yeni Zelanda toplamda 4.5 milyon nüfusa sahip, okyanusun en dip köşesinde bir ada ülkesi. Biz sadece Auckland ve Rotorua’yı görmüş olmamıza rağmen ve bu kentler tek başına bakıldığında bir “şehir” olarak çok da muhteşem yerler olmamasına rağmen, Yeni Zelanda’nın muazzam bir doğal güzelliğe sahip olduğunu, bitki örtüsünün, tabiatının insanı kendine hayran bıraktığını yazmadan geçemeyeceğim.

Auckland 9

Sanırım bunda sahip olduğu tertemiz okyanus ikliminin ve çevre konusunda son derece bilinçli olmalarının da etkisi vardır.  Geçenlerde 7,8 büyüklüğünde bir deprem yaşadılar ve ne oldu dersiniz? Sadece iki kişi hayatını kaybetti. Neden peki? Çünkü bir kere dünyanın bu noktasına inşaat malzemesi taşımak hayli maliyetli. Ancak diğer yakın kıtalardan gemilerle gelebiliyor bu malzemeler. Bu nedenle normal bir kişi ancak gelirinin on katına kadar parayı gözden çıkarırsa ev sahibi olabiliyor. O zaman ne oluyor? İnsanlar ev satın almak yerine çok uzun dönemli ev kiralıyorlar. Dolayısıyla bizdeki gibi sürekli zevk için ev değiştirmiyorlar ve her yere gökdelen kondurmuyorlar. Hatta Auckland’da 50 ay taksitle mobilya satıldığına bile şahit olduk.

 Auckland 3

Velhasıl gördüğüm ve gözlemlediğim kadarıyla daha az tüketiyorlar, dönüşümü çok bilinçli kullanıyorlar, (ülkenin parası bile plastikten dönüştürülmüş, daha ne olsun yahu :), çok sade yaşıyorlar ve büyük olasılıkla da bu nedenle yemyeşil ve çok güzel bir ülke yaratmışlar.

 Peki Auckland’da nereleri gezmeli?

  •  Te Puia

Yeni Zelanda’ya gitmeden önce araştırma yaparken her kaynak da karşıma, kıtanın yerlileri Maori’ler çıkıyordu. Fiji ve Polinezya kökenli olan Maoriler, özgürlüklerine düşkün ve savaşçı bir ırk olarak tanımlanmışlardı. Sanırım kendimle özdeşleştirdiğim için, bu kıtayı dolaşırken listemde ilk sıraya Maori’ler ile tanışmayı eklemiştim :) Auckland 7

İşte bu nedenle Yeni Zelanda’daki ikinci günümüzde Auckland’a yaklaşık dört saatlik mesafedeki Rotorua’ya gidecek ve aynı gün dönecek olmak bana pek zor gelmedi. Rotorua, kelime anlamı “İki Göl” olan sakin ve küçük bir şehir. Coğrafi olarak hayli enterasan bir yer. İçerisinde 12 adet volkan, ünlü Waitomo Mağarası ve de jeotermal bir Maori köyü olan Te Puia var. Auckland 6

Rehberimiz Maria (asıl adı Maria değil, Maori’lerin kendilerine has dillerinde yaklaşık yirmi iki harften oluşan bir ismi var :) Bir kaç kez tekrarladığı halde, ismini anlamayınca siz bana kısaca Maria deyin dedi)

 – “Kia ora!” diyerek selamlıyor bizi.

 “Kia Ora”, Maori dilinde hoşgeldin, merhaba, naber, hoşçakal gibi pek çok farklı anlama gelen bir sözcük. Bir süre sonra alışıyorsunuz :) Te Puia, Te Whakarewarewa adı verilen termik bir vadi üzerinde kurulu ve tam ortasında jeotermal bir gayzer bulunuyor. Sonradan öğreniyorum ki, Pohutu adı verilen bu gayzer, güney yarı kürenin en büyüğü. Her saat başında bir ya da iki kez, otuz metreye yakın bir yüksekliğe püskürtüyor sularını. Hava buz gibi olduğu halde bizlerden oradaki taşa oturmamızı isteyen Maria’ya itiraz etmiyoruz. İnanması güç fakat jeotermal ısı o kadar yoğun ki, yerde oturduğumuz taşlar dahi sıcacık :) Auckland 8

Birazcık ısındıktan sonra, köyün bir diğer ucunda uçmayan bir kuş türü olan kiwilerin bulunduğu alana gidiyoruz. Günümüzde toplamı yüz bini geçmeyen bu kuşlar, Yeni Zelanda’nın sembolü halinde. Maori’ler bu kuşların, Orman Tanrısı Tānemahuta’nın gizli kuşları olduğuna inandıkları için onları kutsal kabul ediyorlarmış. Köydeki gezinin sonunda geleneksel Maori yemeklerini deneyimlemek için kısa bir mola veriyoruz. Tavuk, tatlı patates, mısır ve değişik bir tür ekmekten oluşan muazzam lezzetli tabağı görünce Efe de ben de çok mutlu oluyoruz. Auckland 10

Maori’ler yemeklerini toprağa açtıkları genişçe bir çukurun içinde yakılan ateş ile pişiriyorlar. Bütün sebzeler ve tavuk çiğ halde, bizdeki güveçlere benzeyen toprak kaplarla bu ateşe koyuluyor ve orada hepsinin suyu iyice birbirine karışıncaya kadar uzun uzun pişiriliyormuş. Ayrıca bölgedeki volkanik arazinin son derece verimli olduğunu bu yüzden hemen hemen bütün yemeklerde tatlı patates ve bal kabağının kullanıldığını da böylece öğrenmiş oluyoruz.

Yemekten sonra Haka Dansı ile ilgili bir gösteri var, ne yazık ki kalıp izleyecek vakit yok çünkü bizi bekleyen bir sürü yolumuz var ama öğreniyoruz ki; Haka, aslında bir savaş dansı. Mücadele başlamadan önce tarafların birbirlerine güç ve üstünlüklerini sergiledikleri bir tür güç gösterisi aslında. Böylece Te Puia ve Maori’li arkadaşımız Maria’ya Kia Ora diyerek yeniden yola koyuluyoruz.

  •  HobbitonAuckland 1

Yeni Zelanda’da en merak ettiğimiz yerlerden bir diğeri de Yüzüklerin Efendisi’nin film setiydi. Kitabı bilmeme rağmen, filmi izlememiştim doğrusu. Dolayısıyla Hobbiton, dünya turu rotamıza, Efe’nin kontenjanından dahil olmuştu. Fakat turdan döndükten birkaç hafta sonra filmi izleyebildiğimde içimin yeniden orada olma isteği ile dolduğunu da itiraf etmeliyim. Auckland 5

Filme ev sahipliği yapması bir yana burası muazzam büyüklükte ve halen işleyen bir çiftlik aslında. Filmin yönetmeni Peter Jackson Yeni Zelanda’ya yaptığı bir gezi sırasında tesadüfen keşfediyor Waikato’da bulunan Alexander Çiftliği’ni. Rivayete göre, çiftliğin sahibi film konusunu ilk kez duyduğunda, sadece:

 –      “Evet torunlarım da okumuştu o kitabı”

 diyor ve çekimlere izin veriyor. Yine rivayet odur ki, şimdilerde Alexander Çiftliği tarımdan kazandığının kat be kat fazlasını turizmden kazanıyormuş.

 Auckland 2

Gerçekten arazinin doğal güzelliği, her tarafta karşınıza çıkan şirin koyun sürüleri bir yana, film için de buraya epey çaba ve para harcandığı anlatılıyor. Arazinin doğal yapısını bozmadan filme konu olan sahneleri çekebilmek adına silikondan kozalaklar yapıldığı ya da arazinin üzerine kocaman ama sahte bir çam ağacı dikildiği gibi ilginç hikayeler var.

Her adımda karşınıza çıkan minicik ve rengarenk boyalı yuvarlak kapılar ve özellikle Green Dragon adı verilen küçük kafede, sadece Hobbitlere özgü zencefilli gazoz ya da elma şarabı gibi içecekleri deneyimlemek müthş keyifli ve eğlenceli bir deneyim. Diyeceğim odur ki, yolunuz Yeni Zelanda’ya düşerse yolunuzu mutlaka Hobbiton’a düşürün :)

                                   

Information

Find More