Tropik bir iklim, sımsıcak bir sonbahar günü ve gülümseyen yüzler karşılıyor beni. New Orleans, Meksia Körfezi ile Pontchartrain Gölü arasında, dünyanın en renkli, en canlı, en hareketli liman şehirlerinden biri.

Aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin Louisiana eyâletinin de en büyük şehri. Şehrin Big Easy’den sonra en meşhur isimlerinden biri de “New Orleans” ile “Louisiana Eyaleti”nin orjinal isimlerinin baş harflerinden oluşan “NOLA”.

NOLA, çok kültürlü bir geçmişe sahip olması, Creole mutfağının birbirinden leziz seçeneklerini sunması, jazz ve blues müziklerinin başkenti olması ile Amerika’nın en turistik ve eğlenceli şehirlerinin başında geliyor. Bense çeşitlilik yönetimi ile ilgili bir ödül almak için kentteyim, üstelik Cadılar Bayramı arifesinde:) Çeşitlilik sanıyorum bu kent için kullanılabilecek en doğru ifade…

IMG_0314[1]

2005 yılında yaşanan Katrina Kasırgası kentte büyük yıkıma yol açmış. Nehrin bütün suyu kendini şehrin geniş caddelerine bıraktığı için insanlar aylar boyunca evlerine girememiş. Havanın sağı solu belli olmuyor gerçekten, güneşli bir günde aniden simsiyah bulutlar görebiliyorsunuz burada.

Şehrin iki büyük caddesi var. Bunlardan biri Kanal Caddesi. İsmini, Mississipi Nehri’ni, Pontchartrain Gölüne bağlamak amacı ile yapılması planlanan ancak hiçbir zaman tamamlanamayan kanaldan alıyor; diğeri ise Bourbon Caddesi.

IMG_0473[1]

Fransıca zambak anlamına gelen “Fleur-de-lys” adeta New Orleans ile bütünleşmiş durumda, geniş caddeleri çevreleyen çiçekli alanlardan, parklardaki grafitilere, hatta şehrin bayrağına kadar pek çok yerde bu güzel çiçek sembolü karşılıyor sizi.

new orleans3

İşte biraz zambaklara olan tutkumdan, biraz da gezgin merakımdan Kanal Caddesi’ne paralel Chartres Sokağına girer girmez kendimi Cafe Felur De Lis’e atıyorum.

IMG_0462[1]

Küçücük şirin bir restoran burası, Creole Kahvaltısı denemek isteyenler için ideal bir adres. Omletleri muazzam doyurucu, pancakeleri şahane. Üstüne üstlük kahvaltıda patates kızartması yeme özgürlüğünüz var :)

IMG_0460[1]

Buradan birkaç adım mesafede Plaza de Armas adında küçük ve sevimi bir park var, sabahları daha sakin, akşamları ise sokak müzisyenleri, tarotçular ve çevresindeki güzel restoranlara girip çıkanlarla çok daha hareketli.

IMG_0382[1]

New Orleans’ı bir keyif şehri olarak nitelendirmek yanlış olmaz sanırım. Hemen her köşe başında bir caz bar bulmak mümkün. Aynı zamanda mutfak konusunda da hayli yetenekliler. Deniz ürünleri bu mutfağın baş tacı, özellikle leziz istridyeler konusunda çok başarılılar. Kırmızı fasulye, pilav, Louisiana Güveci ve bir tür sandviç olan muffaletta ise diğer spesiyaliteler arasında.

Bu şehre kadar gelip de, Missisipi Nehri’nde buharlı gemiler ile gezinti yapmadan dönmek kesinlikle olmaz. Plaza de Armas’ın hemen karşı köşesinde, eski deniz feneri görünümünde bir gişe var.

Biletlerini o gişeden alabiliyor ve tur programlarına aşağıdaki linkten ulaşabiliyorsunuz. Brunch ve akşam yemeği servisi olduğu gibi, tur süresince harika caz dinletileri de yapıyorlar :)

http://www.steamboatnatchez.com/

IMG_0406[1]

Şehrin bir diğer önemli yeri ise French Quarter. 1800’lerin sonunda bir Fransız marketi olarak kurulan, şimdilerde ne arasanız bulabileceğiniz geniş bir pazar alanı burası. Ne ararsanız derken şaka yapmıyorum, mesela ben bir Türk buldum :) New Orleans’ın en güzel “Fleur-de-lys” kolyesini almama vesile olan ve yirmi iki yıldır New Orleans’ta yaşayan eski bir dostu görmek gibiydi kendisi ile tanışmak :)

IMG_0467[1]

Bunun dışında çeşitli baharatlar, üstünde “Sevdiğim Biri New Orleans’a Gitti ve Bana Bu T-shirtü” aldı yazılı tshirtler ve rengarenk maskeler için kesinlikle doğru adres.

French Quarter’ın tam köşesinde, gitmeden notlarım arasına girmeyi başaran Cafe Du Monde var. Küba’ya hiç gitmemiş olmama rağmen, içeri adımımı atınca kendimi Küba’da hissetmeme neden oluyor. Garip bir dejavu durumu :)

IMG_2837[1]

Leziz kahveleri ve çok güzel pudra şekerli çörekleri var. Ayrıca hemen karşısında sadece Cafe Du Monde hediyelik eşyaları satan başka bir dükkanları daha mevcut.

IMG_0398[1]

Dediğim gibi tam da Cadılar Bayramı’nda bu şehirde olmak büyük bir keyif. Herkes rengarenk kostümler içinde. Ben iş için kentteyim ama biraz eğlencenin kimseye zararı olmaz deyip, dükkanlardan birine dalıyorum.

Envai çeşit cadı kostümü, tütüler, şapkalar… Karıştırdıkça karıştırıp sonunda kendime eflatun rengi bir cadı şapkası alıyorum ve tüm gün sokakta böyle yürüyorum. Hissettiğim özgürlük duygusu paha biçilemez :)

Akşam ise eğlence artıyor. Sokakta geleneksel Cadılar Bayramı Yürüyüşü var. Nasıl bir hazırlık anlatamam, kostümler, özel dizaynlı arabalar, motorlar… Canlı bir sahne gösterisinin içinde gibiyim. Yürüyüş yapanlar etraftaki kalabalığa şekerler atıyor, dev şapkamla çocuk gibi şekerleri toparlıyorum sonra etraftaki ufaklıklara dağıtıyorum…

IMG_0458[1]

Görüştüğüm herkes sen bir de Mardi Gras festivalini gör diyor…

Gittiğim şehirlerde (eğer şehri beğendiysem) yapılmamış ya da satın alınmamış bir şey bırakmaya özen gösteriyorum, böylece dönmek için bir nedenim oluyor… Mardi Gras’ı da öyle sayalım diyorum kendi kendime :)